Pages

KİTAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİTAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Bir Çift Yürek



Benim için yaz mevsimi demek, bol kitap okuyabildiğim mevsim demek. Bloguma post girmeyi bıraktıktan bu yana ne çok kitap okudum. İşte bunlardan sonuncusu, dün bitirdiğim; Bir Çift Yürek..
Amerikalı bir kadının, Avustralya'ya gidip birkaç ayını aborjinlerle birlikte geçirmesi ve bu süre zarfında, aslında günlük koşturma tempomuzda, doğayı, hayvanları, duygularımızı nasıl hiçe saydığımızı öğrenmesi ile ilgili bir kitap. Çevremizde gördüğümüz her varlığın aslında bir amacı olduğu fakat bizim sadece görmek istediğimiz kısmını görmemizle ilgili çok güzel bölümler var. Gerçekten de hayat böyle bir şey değil mi? Yaşadığımız her zorluğun bizi daha güçlü kılacağını öğrendim mesela kitaptan... Öğrendim fakat uygulayabilecek miyim bilemiyorum. Ben de kendimi günlük koşturmaya kaptıranlardanım. Durup "bunu neden yaşadım acaba" diye düşünemiyorum. Yakın zamanda öğrenmeyi umuyorum :)

Herkese mutlu haftalar diliyorum :)


15 Şubat 2013 Cuma

Hipnozcu


Bir kitap düşünün; soluk almadan, bir sonraki sayfayı merak ederek, zaman zaman kitabın içinde kaybolarak ama bol bol da yaşadığımız hayatımızı, çevremizi, neyin gerçek neyin yanılsama olduğunu sorgulatan bir kitap olsun... İşte Richard Bach'ın kaleme aldığı Hipnozcu tam da böyle bir kitap. 

Jamie Forbes yani kitabımızın kahramanı,hipnoz edilmeyeceğini iddia etmesine rağmen hipnoz edildi ve taş duvarlarla örülü bir zindan içinde hapsolduğuna inandı.

‘Herhangi bir kaya kadar somaki, hayatında dokunduğu her çelik kadar sert taşlar. İnanç mıydı bu? Orada kapana sıkışmış halde açlıktan ölebilirdi. Ama ne tarafından kapana sıkıştırılmış halde? Bu inançtan öte bir şeydi. Mutlak, sorgulanmayan bir ikna durumuydu. En yalın önermeden kaynaklanan bir durum: ‘Sizinle akıllarımızın içinde ufak bir gezinti yapalım.’ 


Son zamanlarda bu konuyu çok düşünür oldum. Ya çevremizdeki herşeyi biz yaratıyorsak? Ya aslında herşey bize öğretilen birer yanılsamaysa? O zaman madem bu dünyayı biz yarattık, daha iyisini yaratmak elimizde olamaz mı? 




14 Ocak 2013 Pazartesi

Şeytanı Uyandırma



Şeytanı Uyandırma, John Verdon'un 3. kitabı...
İlk 2 kitabını nasıl soluk soluğa okuduysam, bu 3. kitabını da aynı heyecan ve merakla okudum diyebilirim.
Nasıl yapıyor bilmiyorum ama yazar, okuyucunun merak duygusunu çok başarılı bir şekilde tetikliyor.
Uykudan bayılacak gibi olup da "sonraki sayfayı da bir okuyayım,sonra yatarım" dediğim birkaç gece oldu desem yeridir.
Bu kitapta yine, Detektif Dave Gurney, bir cinayet olayını çözmeye çalışıyor.
Yine gizem, yine heyecan ve yine merak...
Nasıl yapıyor bilmiyorum ama Verdon, bu işi iyi yapıyor bence...
Eğer polisiye romanları seviyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun derim ben. Hatta önceki kitabı okumayanlarınız varsa buraya bir tık...





2 Ocak 2013 Çarşamba

Bora'nın Kitabı


Son okuduğum kitap; Bora'nın Hikayesi. Sanırım bu kitabın yani Bora'nın hikayesinin anlatıldığı başka bir kitap daha varmış, aslında bu kitap onun sonrasında çıkmış. Ama ben ilkini okumadan bunu okumuş oldum fakat sorun yaşamadım. Siz de, Ayşe Kulin tarafından kaleme alınmış bu kitaptan başlayabilirsiniz.


"Yorgunum!

Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken... Daha sonra yüzleşirken... Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda... Kendimle barışırken... Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken... Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken... Yoruldum!”


Kitabın arka kapağını okuduğumda, Bora'nın toplum içinde nasıl dışlandığını, kendine nasıl yeni baştan bir çevre kurduğunu, nasıl var olmaya çalıştığını okuyacağımı düşünüyordum. Yani kitaba başladığımda tam da bu yönde birşeyler bekliyordum. Çünkü Bora gay...Ve bunu herkesten saklayan bir gay... Ama kitap beklentimin dışında ilerledi. Aslında belki böyle de olması gerekiyordu, Bora'nın çocukluğunu bilmemiz gerekiyordu belki de. Evet ama, bunların ötesinde günümüz Borası'nın yaşamından az kesitler buldum kitapta. Yani Bora'nın sevgilisi İlhami, eski arkadaşı Recep dışında iletişimde bulunduğu kimse yoktu ve ben okurken "ee??başka..başka?" derken buldum kendimi...Ee? Günümüzde Bora neler yaşıyor? Nasıl var oluyor? Var olmaya çalışmasına ihtiyacı var mı? "Bora neler yaşıyor" sorusunun cevabı benim için yüzeysel kaldı...
Sonu da bir garip bitti benim için. Sanki böyle bitmemeliydi. Yani illaki herkesin sonu böyle hazin mi olmalı. 
Bu insanlar için başka bir "son" yok mu?

Kitap fena değil, ama benim için dediğim gibi havada kalmış, çok da derine inememiş, Bora'nın derinine inemediğim bir kitap oldu. Sonu da bir garip bitti bence.

Okuyanlar var mı?
Yorumlarınızı gerçekten çok merak ediyorum...





1 Kasım 2012 Perşembe

SULTANI ÖLDÜRMEK



İşte yine tam sevdiğim gibi bir Ahmet Ümit kitabı. Sonu yine tam ters köşeye yatıracak cinsten.
Biraz daha fazla konuşursam kitabın sonunu söyleyeceğimden korkuyorum o yüzden bu konu burada kalsın.
 
Evet kitabı sevdim...
Sevdim çünkü; her sayfada yeni şeyler öğrendim. Her gün üzerinde yürüdüğümüz, geçip gittiğimiz İstanbul hakkında, fetih hakkında birçok şey yerine oturdu.
Sevdim çünkü; sonu hiç beklemediğim şekilde bitti. Katil, son ana kadar öyle güzel gizlenmişti ki, üzerine çokça kafa yormama rağmen aklıma hiç gelmedi.
Sevdim çünkü; "İstanbul Hatırası" kitabında, başrolde olan Nevzat Komser'e dışardan bakabilme lüksüm vardı.
Sevdim çünkü; katil olabilme ihtimali olan birinin kendi içindeki gelgitleri çok güzel işlenmişti.

Sadece bir "sevmedim"im var.
Sevmedim çünkü; kitapta çok fazla iç ses var. Bazen ana karakterin kendi kendine muhasebesi o kadar uzun sürüyordu ki konudan uzaklaşıyordum....

Evet görüleceği üzere 4'e 1 üstünlükle "sevdim" ağır basıyor :)

Evet ben sevdim, ya siz?



16 Ağustos 2012 Perşembe

Beyoğlu Rapsodisi



Yine bir Ahmet Ümit kitabı...
Çok akıcı, kolay okunan ve bir sonraki sayfayı merak edip soluk soluğa okuyacağınız bir kitap arıyorsanız, "Beyoğlu Rapsodisi" doğru seçim...

Kitabın başrolünde 3 arkadaş var. Kenan, Nihat ve Selim ilkokuldayken tanışmış, her türlü zorluğu beraber aşmış 3 arkadaştır. Her biri farklı karakterlerde olan bu 3 arkadaştan en uçarı olanı yani Kenan, bir gün bir fotograf sergisi açmaya karar verir. Serginin konusu ise Beyoğlunda işlenen cinayetlerdir. Bir anda bu 3 kafadar, kendilerini henüz çözülmemiş bir cinayet davasının içinde bulurlar.

Sonra mı? Sonrası kitabın sayfalarında :)
Ben çok beğendim ve itiraf ediyorum, bir gece, kitabın sonunu o kadar merak ettim ki uykum olmasına rağmen bırakamadım, durmadan okudum ve bitirdim :)

Şimdi sırada okunmayı bekleyen başka bir Ahmet Ümit kitabı var.  Aldım, kütüphaneme ekledim fakat henüz okumaya başlamadım. Bu ne demek? En kısa zamanda "Sultanı Öldürmek" kitap postumla burada olacağım demek ;)

Herkese keyifli, bol okumalı günler diliyorum ;)



25 Temmuz 2012 Çarşamba

Bir Yumak Mutluluk

Bu kitabın ilkini yani Küçük Mucizeler Dükkanı'nı geçenlerde okumuştum. Bir Yumak Mutluluk da aslında hemen gözüme çarpmıştı ama neden bilmiyorum bu kitabın karakterinin maceralarına biraz ara vermek geçti içimden ve kitabı hemen almama rağmen, bir süre rafında bekledi. Taa ki gönlümün eşref saati gelinceye kadar :)




Kitap ilkinin tadında. Aslında mucizelere inanmak istediğiniz bir dönem varsa, tam da o dönem okunacak bir kitap çünkü yine kitabın baş kahramanı Lydia ve 3 farklı kadın portresi anlatılmış. Yine bu dükkanda kesişiyorlar ve herşey zincirleme şekilde gelişiyor.

Bu kitapla ilgili okurken hissettiğim bir şey oldu, paylaşmak istiyorum; kitabın sonunun iyi biteceği o kadar açık ki, "sonunda ne olacak acaba"dan ziyade, "sonu nasıl iyi olacak" acaba diye düşünürken buldum kendimi. Bu anlamda heyecansız bir kitap. Tam da "herşeyin iyi olacağına" inanmak istediğiniz bir dönem varsa, o dönemde okunacak bir kitap. Bir de tam yazlık ve havuz, deniz kenarı kitabı. Kolay okumalık bir çıtır çerez ;))


4 Temmuz 2012 Çarşamba

HER ŞEYİN EN İYİSİ ;)

"Herkes yaşadığı şeylerin sadece kendi başına geldiğini düşünür, başkalarının da aynı sorunları yaşıyor olabileceği, aynı şeyleri hayal edebileceği kimsenin aklına gelmez". Evet tam da böyle söylüyordu kitabın baş kahramanı Caroline...




Bu kitabı aslında ilk başta kapağı dikkatimi çektiği için aldım. Daha sonra okudukça beni içine çekti ve bir solukta 3 günde okuyup bitirdim. Rona Jaffe tarafından kaleme alınan kitap, 1952 New York'unda geçiyor. Kızların henüz bağımsızlıkalrını tam olarak ilan etmedikleri günlerde, farklı kesimlerden farklı profillerde kızların aynı iş yerinde hayatlarının kesişmesi ve her birinin var olma mücadelesi anlatılıyor kitapta.
Kitabı okurken "gerçekten de" dedim kendi kendime, "nasıl da herkes aynı şeyleri yaşıyor, aynı şeyleri bekliyor."
Kitap o kadar yankı uyandırmış ki 1959'da aynı isimle bir de filmini çekmişler; The Best Of Everything... Şimdi deli gibi o filmi arıyorum. Tek endişem; hayalimde yarattığım karakterlerin filmde bambaşka şekilde karşıma çıkacak olmaları. Farklı yüzleri kesin yadırgayacağım ama yine de izlemek istiyorum :)

Kitap, eğlenceli, kolay okunur bir kitap. Hele bir de kızsal sorunlar yaşıyorsanız, kendinizden de birçok şey bulabileeğiniz bir kitap. Aklınızda olsun ;)


23 Şubat 2012 Perşembe

Küçük Mucizeler Dükkanı

Hani bazen her şey ters gitmeye başladığında, hiçbir şeye inancımız kalmaz ya ve sanki hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacak, hiçbir şey düzelmeyecek sanırız ya,
işte o an aslında hayatın bizim için ne gibi sürprizler hazırladığı, hayatımızda hangi mucizelerin yer alacağı hiç aklımıza gelmez...Oysa ki hayat, bize, bizim bilmediğimiz ne güzellikler getirecektir kimbilir :)




Debbie Macomber tarafından kaleme alınan bu kitap, tam da bu olay üzerine yazılmış, çok sıcak bir kitap.
Hiçbir ortak noktaları bulunmayan 4 kadının, farklı amaçlar uğruna başladıkları örgü örme paydasında buluşmaları ve hayatın onlar için hazırladığı küçük mucizelere tanık oluyoruz.

Bir kere, okuması gerçekten kolay bir kitap, dili akıcı ve konusu itibarı ile sizi yormadan kolayca okuyabileceğiniz kitaplardan biri. Özellikle uçak veya herhangi bir ulaşım aracında, size güzel vakit geçirtebilecek türde.

Siz okurken nasıl bir his uyanacak içinizde bilmiyorum. Belki de "bu kadar da herşey rayına oturmaz, roman işte" diye de düşünebilirsiniz ama ben okurken bana geçen duygu, sıcaklık oldu. Sevdim kitabı :)

Okuyanlar vardır aranızda, belki sevenler kadar sevmeyenler de vardır.
Farklı yorumların olacağını düşünüyorum. Eğer siz de kitabı okuyanlardan biri iseniz, yorumlarınızı benimle paylaşırsanız sevinirim :)



15 Eylül 2011 Perşembe

Pasaklı Tanrıça




Daha önceki kitap postlarımda, bu kitap ile ilgili birçok öneri gelmişti. E hal böyle olunca, bu eğlenceli çıtır çerez kitap alındı, okundu ve 3 günde bitti :)

Sophie Kinsella tarafından kaleme alınan kitapta, çok başarılı bir avukat olan Samantha'nın başından geçen olaylar anlatılıyor. Samantha, ortaklık beklerken bir gün bir hata yapıyor ve bakın hayat O'nu nerelere sürüklüyor...Okuyun görün bakalım :)

Detay vermeyeceğim, aranızda okumayanlar ve okumak isteyenler vardır elbet fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim; ben olsaydım herhalde Samantha gibi yapmazdım yani kitap boyunca "ama neden?" "hadi artıkk" diye kendi kendime söylendim durdum... Ama tabii yorum bu... Çoğunuzun beğendiğine eminim, güzel vakit geçirdim ama yine de;
ah be Samantha...

;) 


25 Temmuz 2011 Pazartesi

Alışverişkolik Serisi :)

Yaz olunca sürekli bir kitaba başlıyor, hop diye okuyup bitiriyor ve yeni bir kitaba başlıyorum :)
En son burada Ahmet Ümit'in "İstanbul Hatırası"nı paylaşmıştım sizlerle.
Şimdi de yine Ahmet Ümit'in "Beyoğlu Rapsodisi" isimli kitabına başladım, onu bitirince sizlerle paylaşacağım ama bu 2 kitap arasına başka 2 kitap sıkıştırdım ve bugün onları paylaşmak istiyorum sizlerle :)

1.kitap; Alışverişkolik ve Evlilik, 2. kitap ise Alışverişkolik ve Ablası...







Sophie Kinsella tarafından kaleme alınan bu kitaplar çok eğlenceli, çok keyifli :) Yani tabii ki bir mesajı veya aman da alınacak çok önemli bir hayat dersi yok kitapta ama havuz kenarında veya bahçede,terasta keyifle okuyacağınız, hatta çok kolaylıkla hop diye 2 günde okuyup bitirebileceğiniz kitaplar bunlar.

Kitapların ana karakteri Becky...İlk kitap, Becky'nin-kendisi bir alışverişkolik olur,söylememe bile gerek yok sanırım-maceraları ve evlilik,düğün hazırlıkları ile ilgili bir kitap. İkinci kitap ise, Becky'nin üvey bir ablası olduğunu öğrenmesi ile başından geçen komik olayların anlatıldığı bir kitap.

Aslında ilk başta ilk kitabın kapağı ilgimi çekmişti,itiraf ediyorum :) ama okuyunca çok eğlendim ve 2.sini de aldım hatta 3.sünü de almayı planlıyorum :)) Üçüncü kitap da Alışverişkolik ve Bebeği...Bakalım,okuyunca onu da paylaşırım sizlerle ;)

Eğer eğlenceli bişiler arıyorsanız, bu kitaplar tam size göre, bir bakın derim ben :))


BU ARADA HERKES İÇİN ÇOOK GÜZEL BİR HAFTA OLSUN :)))))

15 Temmuz 2011 Cuma

1 Kadın 2 Salak

Bu seferki kitap, tam bir çıtır çerez tadında; "1 Kadın 2 Salak"




Okumaya başladınız mı, sayfalar nasıl geçiyor anlamıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki kitap bitmiş :P
Efendim, kitabımız Fatih Aker ve Livio Jr.Angelisanti tarafından kaleme alınmış.

Daha önce Pucca'nın kitabını okudunuz mu bilmiyorum ama eğer okuduysanız şöyle tarif tanımlayabilirim bu kitabı; Pucca'nın kitabının erkek versiyonu...

Başka bir deyişle, kitabımız, 2 erkek tarafından kaleme alınmış, bolca argo kelime içeren ve günümüz erkeklerine ışık tutan çerez bir kitap olmuş. Aman da öyle mesajlar veya ağır konular beklemeyin kitaptan, adı üstünde; 1 kadın,2 salak... Konuyu az çok tahmin edebilmişsinizdir herhalde ;)

Eğer ciddi konulara vaktiniz yoksa, kalın olmayan çerez bir kitap arıyorsanız ve argo kelimeler, küfürler sizi rahatsız etmeyecekse, bu kitap size eğlenceli vakit geçirtebilir... Aklınızda olsun ;)

HERKESE İYİ HAFTASONLARI :))))))

12 Temmuz 2011 Salı

İSTANBUL HATIRASI



Yine bir tatil, yine bir kitap :)

Tatillerin en sevdiğim yanı, bol bol kitap okuyabilmektir. Kimse sizi rahatsız etmez, yapılacak iş yoktur,
ev işi hiç yoktur... Yapılacak tek şey; güneşlenip, havuza-denize girmek ve kitap okumaktır :))

Bu tatilimin başrolünde ise "İstanbul Hatırası" vardı...
Yazarı, Ahmet Ümit...

Çok güzel, çok sürükleyici, çok bizden bir kitap. Okurken gerçekten, romanda bahsedilen bütün mekanları bir bir gezmek istiyor insan...
İstanbul'da yaşadığı halde, İstanbul ile ilgili ne kadar az şey bildiğini fark edip üzülüyor.

Özetle, kitapta cinayetler işleniyor. Kitabımızın kahramanı ise bir başkomiser.
Ekibi ile cinayetleri çözmeye çalışıyor. İşin ilginci, her bir ceset, İstanbul'da farklı bir tarihi eserin altına bırakılıyor. Ekip, cinayetleri çözmeye çalışırken, aynı zamanda bu tarihi yapıların önemini de çözmeye çalışıyor. Çünkü ancak bu şekilde, katilin veya katillerin ne mesaj vermeye çalıştıklarını anlayabileceklerine inanıyorlar...

Kısacası, altta yatan polisiye kurgunun yanı sıra, kitap, tarihi yönüyle de sizi alıp kuşatıyor...
Hatta havalar biraz serinlesin, kitaptaki mekanları bir bir gezmeyi planlıyorum :))

Ben çok beğendim, okumanızı tavsiye ederim,
veya okuyanlar var ise yorumları bekliyorum...;)

30 Haziran 2011 Perşembe

Aklından Bir Sayı Tut



Son zamanlarda kitaplar açısından şanslıyım sanırım...
Her okuduğum kitap, bir öncekinden ilginç geliyor bana...
Size de olur mu bilmem; bir kitabın içine girip okumaya başladığımda ve o kitabı bitirdiğimde, sanki bir daha hiçbir kitaptan, o kitaptan aldığım zevki almayacakmışım gibi hissederim...İşte Serenad sonrası olan his, tam da buydu. Ama öyle bir kitap çıktı ki karşıma,
yine soluksuz, yine bir sonraki sayfayı merak ederek, yine başka hiçbir aktivite yapmadan, deli gibi okuyarak sonuna geldim;
"Aklından Bir Sayı Tut"

Kitap, John Verdon imzası taşıyor ve bu kitap aynı zamanda yazarın ilk kitabı olma özelliğini de barındırıyor içinde.

Kitabımızın kahramanı emekli olmuş bir detektif... Bir gün, eski üniversite arkadaşından yani Mark Mellery'den bir yardım çağrısı alıyor. Mark, bir gün kapısında 2 adet not buluyor, birincisinin içerisinde Mark'ın aklından bir sayı tutmasını, daha sonra da diğer zarfı açmasını istiyor. Mark aklından "658" sayısını tutup zarfı açıyor ve karşısında şöyle bir not buluyor;

"Aldıklarını geri vereceksin
Vermiş olduklarını aldığın zaman.
Biliyorum ne düşündüğünü,
Ne zaman uyuduğunu,
Nereye gittiğini,
Nereye gideceğini.
Seninle bir randevumuz var,
Bay 658."

Ve macera başlıyor, gerçekten çok ama çook ilginç bir kitap. Ben çok beğendim, herkese de şiddetle tavsiye ederim...

15 Haziran 2011 Çarşamba

"Serenad" ve "Bayılmışım,Kendime Geldiğimde 40 Yaşındaydım"...

Tatile 2 kitapla gitmiştim. Biri daha ağır olduğunu düşündüğüm Serenad, diğeri de okurken, daha eğlenceli zaman geçireceğimi düşündüğüm "Bayılmışım, Kendime Geldiğimde 40 Yaşındaydım"

İlk olarak Zülfü Livaneli tarafından kaleme alınan Serenad'ı okumaya başladım.



Serenad, öyle bir kitapmış ki, bir kere başladınız mı bir daha bırakamıyorsunuz. 2 dakikayı fırsat bilip, her boşlukta okumaya çalışıyorsunuz. Gözünüzden uyku akarken bile, bir sonraki sayfayı merak edip uyuyamıyorsunuz. 
Kitapta, alınan çeşitli kararlar sonucu, acı çeken halklardan bahsediliyor. Din, dil, ırk ayırd etmeden, herkesin çektiği acılara dokunulmuş, herkesin hikayesi anlatılmış ve ortak bir paydada buluşulmuş;çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerden dolayı insanlar acılar yaşamış...Kim olduğu,nereden geldiği, nerede yaşadığı önemli değil,acı çeken hep "insan" olmuş...
Anlatılması zor olan bu konular, o kadar güzel bir dille anlatılmış ki,okurken kendinizi, bildiklerinizi, bakış açınızı sorguluyorsunuz...
Ben böyle bir kitapla karşılaşacağımı, bu kadar etkileneceğimi, okuduktan sonra yaşadığım çoğu şeyi yıkıp tekrar inşaa edeceğimi bilmiyordum... Okudum, beğendim, çok beğendim, gönlüme yazdım...



Gelelim, tatilde okuduğum 2. kitaba; Şebmen Aybar tarafından kaleme alınan kitaba; "Bayılmışım, kendime geldiğimde 40 yaşındaydım..."


Aslında, bu tip eğlenceli, kolay vakit geçirten kitapları severim. Yoğun çalıştığım, duygusal yükü fazla olan bir iş yaptığım için, bu tip kitapların kafamı dağıtmasını,bu kitaplarla kendimi unutmayı seviyorum... Ancak, bu kitabın bir şanssızlığı oldu bence... Bu kitabı Serenad'ın hemen ardından okumasaydım beğenebilirdim. Aslında hiç beğenmedim demek de istemiyorum, okudum bir şekilde ama 2. kitap olma şanssızlığından ve zamanlama hatasından kurtulamadı. Bir kere, günlük hayatın sıkıntılarının, erkek-kadın ilişkilerinin sorgulandığı bir kitap olmuş. Ama hayatı biraz depresif açıdan ele almış, açıkcası okurken ruhum sıkıldı. Sanki zorlama,sırf yazılmış olsun diye yazılmış bir kitap olmuş...Evet kitabın sonunda düzlüğe çıkış, azim vs anlatılıyor, hayattaki isteklerin, beklentilerin önemine değiniliyor ama yine de birşeyler eksik. Bu kitabın ruhu yokmuş gibi geldi bana...Aranızda bu kitabı okuyan var mı bilmiyorum. Eğer varsa, yorumlarınızı çok merak ediyorum doğrusu...

Herşeye rağmen, bu kitaplarla yolum kesişti ve paylaşmak istedim :)
Dediğim gibi okuyanların yorumlarını çok merak ediyorum. Paylaşırsanız sevinirim...

Herkese iyi çalışmalar ;)



28 Ekim 2010 Perşembe

Selindrella :)


Aslında ilk başta ismi ve kapağı dikkatimi çekti.
İsim tutuyordu, e bir de köpeği vardı, daha ne olsundu ki :))



Arka kapağı okuyunca eğlenceli bir kitap olduğuna karar verip alışveriş sepetime atmıştım bile...
Gerçekten de okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım bir kitap Selindrella..Bir kere çok eğlenceli...:) Kafanızı tamamen boşaltmak istediğinizde, kızsal şeyler konuşmak isteyip de hiçbir kız arkadaşınızı bulamadığınızda, kocaman bir bardak kahve eşliğinde okunabilecek bir kitap...Tıpkı benim yaptığım gibi...:)
Prag'da hastalandığımdan şehri gezemedim (maalesef), e tabii yalnızım,arkadaş vs de yok...Yapılacak en güzel şeyi yaptım; kendime kuytu bir starbucks bulup kocaman bir kahve ve donut eşliğinde kafamı bile kaldırmadan 2,5 saat okudum...Tecrübeyle sabittir; çok eğlenceli...Deneyin derim...:))


PS:Bu arada kitabın devamı da çıkmış...Aldım fakat henüz okuyamadım...Bakalım o da ilki kadar eğlenceli mi...

6 Temmuz 2010 Salı

BİR KİTAP: SYBIL... DİSSOSİYATİF KİMLİK BOZUKLUĞU - ÇOĞUL KİŞİLİK

Seneler önce bir kitap okumuştum ve beni çok etkilemişti.
Kalınca bir kitap olmasına rağmen bir solukta da okuyup bitirmiştim. Etkisinden tam olarak kurtulamadığımdan herhalde, zaman zaman da aklıma gelir; konuyla ilgili bir film izlediğimde veya
aynı konuda başka bir kitap okuduğumda "ne güzeldi Sybil" diye hatırlarım...

Bu sabah yine böyle bir vesileyle bu kitabı hatırlayınca sizinle paylaşmak istedim...
Hem belki ilginizi çeker ve okumak istersiniz kimbilir :)

Sybil, kitabımızın baş karakteri.
Sürekli psikiyatristiyle görüşmeler yapıyor çünkü Sybil'in 17 karakteri var kendi içinde...
Evet anlayacağınız Sybil'de "çoğul kişilik bozukluğu" var.

Nedir Çoğul Kişilik Bozukluğu?

Çoğunlukla travmatik bir olay bu bozukluğun başlamasına neden olur.
Örneğin; çocukluk dönemi fiziksel veya cinsel istismar gibi.
Çoğul kişilik bozukluğu olan kişiler iki veya daha fazla farklı kişiliğe sahiptir ve her birinin tutum ve davranışları dominant kişilik tarafından belirlenir. Kişi, bu kisiliklerin etkisi altinda oldugu anlarda da yaptiklarindan habersizdir.

Evet Sybil'in konusu da bu...
17 farklı kişiliği olan Sybil'in, psikiyatristiyle görüşmeleri, içinde saklanan her bir kişinin ne zaman ortaya çıktığı, birbirleriyle olan ilişkileri, kitabı bir solukta okumanıza neden olacak kadar başarılı...

Dediğim gibi ben çok beğenmiştim, bakalım siz beğenecek misiniz?


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...